Şubat ayı sağlık konularında yengeç burcu etkileri gösterir. Buna göre doğum ayınızın sağlık analizlerini buradan görebilirsiniz.

BAŞLICA ORGANİK FONKSİYONLAR:

Limbik Sistem:

 Limbik alan, hipotalamus ve hipofiz bir araya gelerek “Limbik Sistemi” oluştururlar. Burası duygularımızın fizyolojik mekanıdır. Midemiz kazındığında, öfkelendiğimizde, sırılsıklam aşık olduğumuzda, ya da kederlendiğimizde limbik sistemin eline düşeriz. Limbik Sistem deneyimlediğimiz her şeyi metabolize eder, sürekli olarak bedenimizi yeniden yaratır. Bu sistem içinde amigdala ve neokorteks de önemli rol oynar. Sürüngenler gibi neokorteksi olmayan türlerde anne şefkati yoktur; yavrular yumurtadan çıktıklarında, yem olmamak için saklanmak durumundadır. Büyük bir soğukkanlılıkla vahşet uygulayan ve suçluluk hissetmeyen psikopatlara “omurgasız”

 denmesinin bir nedeni de bu sistemin büyük hasar görmesinden kaynaklanır. Ay’ın diğer planetlerle olan sert etkileşimlerini örnekleyecek olursak; Güneş’le olan sert açılarda beynimizin düşünen yanı ile hisseden yanını birbirine bağlayan devreler kesintiye uğrayabilir. Mars’la “Savaş ya da Kaç” tepkisi bizi sürekli teyakkuzda tutabilir. Uranüs, ayartıcı şimşeğiyle etik değerlerimizi yakıp, bizi baştan çıkarabilir. Neptün’le hiçbir şey hissedemeyecek kadar uyuşup “Kurban” rolünü oynayabiliriz. Satürn tüm ciddiyeti ve katılığıyla IQ da direnip, EQ reddedebilir. Pluto, bu sistemi kökünden sallayabilir. Tıbbın bile teşhis koymakta zorlandığı yeni psikosomatik bozukluklar icat edebilir. Sapık ve Katil sayısını arttırabilir.

Hipofiz Bezi:

 Ara beynin ön tarafında,“Türk Eğeri” (Sella Turcica) denilen çukura yerleşmiş, hipotalamusun hemen altında ve ona küçük bir köprü ile bağlı bulunan tek bir endokrin bezdir. Bu bez vücudun çok uzak bölgelerini etkileyen çeşitli hormonlar salgılamaktadır. Ön ve Ara lobun salgıladığı hormonlar; Büyüme hormonu (Somatotropin-STH); Kemik ve kasların büyümesini sağlar. Protein sentezini artırır. Karbonhidrat ve yağ metabolizmasını etkiler. Fazla salgılanması ”Jigantizim”e, az salgılanması ”hipolizer cücelik”e sebep olur.  Adrenokortikotrofik hormon(ACTH); Adrenal bezin korteksinin büyümesini ve steroid hormonların salgılanmasını uyarır.

 Tirotropin (TSH); Tiroid kamçılayıcı hormondur.

 Gonadotrop hormonlar; Sarı cisim yapıcı (LH), Follikül uyarıcı (FSH) hormonlar; Her ikiside cinsel hormon yapan bezlerin çalışmasını etkilerler.

 Prolaktin (LTH);

 Memelerin gelişmesini ve gebelik sonrası süt salgısını etkiler. Analık içgüdüsünün doğmasına neden olur.

Bu hormonların salgılanması hipotalamus tarafından ayarlanır. Arka lop tarafından salgılanan hormonlar;

 Antidiüretik hormon (ADH); Bu hormonun diğer bir adı da Vasopressin dir. Asıl görevi böbrekle ilgilidir. İdrarla atılan su miktarını kontrol eder. ADH salgısı alkol etkisiyle azalır ve nikotin etkisiyle artar. Eksikliğinde diabetes insipipidus (şekersiz diyabet) ortaya çıkar.

 Oksitosin: 

Rahim kaslarının kasılmasını sağlar ve süt salgılanmasını uyarır.

Hipotalamus: Hipofiz bezine biyokimyasal emirleri veren beynin merkezi düzenleme merciidir. Bedenimizde Homoestatis adı verilen iç dengeyi sağlar.

Vücut Sıvıları ve Salgıları: 

Hücrelerdeki sıvı ve kan plazmasındaki elektrolit dengesi ayın safhalarıyla birlikte dalgalanır. Vücut hormonları da dalgalar ve gel-gitler halinde salgılanır. Sıvı dengesizliğinin sebep olduğu belli başlı rahatsızlıklar; Hidrosefali; Beyin de su toplaması ve Ödem; Vücutta su toplamasıdır. Sinovya (Eklem boşluklarında bulunan sıvı zarına ait iltihaplanma (Sinovit)

 de görülebilir. Memeler ve Süt salgısı, Ter bezleri ve ter salgısı da Ay’ın yönetimindedir.

Dölyatağı ve Gebelik:

 Ay’ın, kadına özel çok anlamlı bir hediyesidir. İçinde “bir can” 

taşıdığını hissetmek hem müthiş keyif verici hem de muazzam sorumluluk yükleyici iki ucu keskin bir duygudur. Çünkü gebelik bir kadın için hem çok kutsal hem de çok riskli bir yaratıcılıktır. Bu safhada Venüs bayrağı Ay’a teslim eder.Ay’ın diğer planetlerle sert etkileşimi varsa kadınlık organları ile ilgili şikayetler, gebe kalma problemleri, düşük, zor doğum ve erken doğum gibi sorunlara yol açabilir. Pluto ile sert açılarda uterus’un ameliyatla çıkarılması görülebilir.

Doğum ve Ameliyatlar:

 Ay fazlarının insan mizacı üzerindeki önemli etkilerinin yanı sıra doğum ve ameliyatlar konusundaki etkileri de deneylerle saptanmıştır. Doğumların çoğu dolunayın (Ay-Güneş karşıt/180 derece) hemen ardından, az bir bölümü de yeni ayda (Ay-Güneş kavuşum /0 derece) meydana gelir.Ameliyatlarda ise İlk dördün (Ay-Güneş 90 derece/kare açı) ve Son dördün (Ay-Güneş 90 derece) riskli zamandır. Dolunayda etki biraz daha zayıftır. Bir kısım problemler de Ay boşluktayken (Ay’ın açısız kalması) yaşanmaktadır. Ameliyatlar için en riskli zaman yeni aydan üç gün önceki zamandır. Bu “çürüyen ay”(Balsamic) 

dönemi olduğu için komplikasyon, ağır kanama ve acil müdahalelere yol açabilir.

Adet dönemi (Menstrual Cycle): Kadınların 28 günlük adet çevrimi Ayın yaklaşık 28 günde tamamladığı sideral perioda eştir.

Pankreas Bezi:

 İç ve dış salgı yapabilen karma bir bezdir. 2 çeşit hormon salgılar; 1)İnsülin; Langerhans adacıklarının Beta hücrelerinden salgılanır. Kan şekerini düşürür. 2)Glukagon; Langerhans adacıklarının alfa hücrelerinden salgılanır. Kan şekerini yükseltir. Bu bezle ilgili başlıca rahatsızlıklar; Diabets mellitus (Şekerli Diyabet), Hipoglisemi (Kandaki şeker miktarının azalması), Hiperglisemi 

(Kandaki şeker miktarının artması), Pankreas salgısının dengesizliği duygusal yaşantımızın da dengesizliğine yol açar.

Sindirim sistemi:

 Ağızda başlayıp anüste biter.1)Ağız; Ağız boşluğu, dil, dişler ve tükürük bezleri (kulak altı-dil altı ve çene altı olmak üzere üç çifttir) yer alır.

 2)Özfagus (Yemek borusu); Görevi yutulan besinleri mideye iletmektir.

 3)Mide; Başlıca salgıları ve fonksiyonları; a)Mukus salgısı (Midenin iç yüzeyini kaplar ve koruyucu görevi yapar) b)HCL salgılanması (Pariyetal hücreler tarafından salgılanır. Pepsinojenin pepsine dönüştürülmesini sağlar, bakterileri önler) c)Enzim salgılanması (En önemli mide enzimi pepsindir. Diğerleri; lipaz, amilaz ve rennindir.) d)Hormon salgısı (Gastarin hormonu salgılar. Bu hormon HCL salınmasını ve enzim salgısını uyarır.)

 4)İnce Bağırsaklar; Başlıca enzimleri; Enterokinaz, Peptidazlar, Sükraz, Maltaz, Laktaz, Lipaz, Amilaz, Nükleazlar dır.

 5)Kalın Bağırsaklar; Besin artıklarının toplandığı yerdir. Su, mineral ve vitaminlerin büyük bir bölümü burada emilir.

 6)Kör bağırsak; Besinlerin sindirilmesinde doğrudan görevi yoktur. 

Karaciğer, Safra kesesi ve Pankreas sindirime yardımcı diğer organlardır.

Asit-Alkalik dengesi, Enzimler ve Mayalanma (Fermantasyon) da Ay’ın kontrolündedir. Sindirim sistemiyle ilgili başlıca rahatsızlıklar; Gastirit, Ülser, Pankreatit (Pankreas iltihabı) dır.

Lenf Sistemi:

 3 kısımda incelenir;1)Lenf Sıvısı; Alyuvar taşımayan akkan sıvısıdır. İçinde akyuvarlar bulunur. 2)Lenf damarları; Lenf sisteminde atardamar yoktur, sadece toplardamarlardan oluşur. 3)Lenf düğümleri; Lenfosit yapımında görevlidirler. Dalak ve bademcikler en büyük lenf düğümlerindendir. Vücuda giren mikropların tutulduğu ve etkisiz hale getirildiği yerlerdir. Bu sistem vücudun savunmasında etkilidir. Doku sıvısı ile kan sıvısının dengede kalmasını sağlarlar. Bu sisteme ait başlıca rahatsızlıklar; Lenfanjit; Lenf damarı iltihabı, Lenfadenit; Lenf bezlerinin iltihabı, Lenfogranülomatoz (Hodkin hastalığı), Lenfosarkom; Lenfatik elemanların kanseridir. Adenoid; 

Lenf bezlerinin büyümesi, şişmesi.

Biyoritim: 

Doğa (bir gezegenden bir atoma kadar) düzenli döngülerle karakterize olur;1)Dünyanın kendi ekseni etrafında dönüşü ; gece ile gündüzün ortaya çıkışı, 2)Dünyanın güneşin etrafında dönüşü; mevsimlerin oluşumu, 3)Ayın dünyanın etrafında dönüşü;ay safhaları denilen ay takvimi döngüsünün oluşumu, 4) Dünyanın, ayın ve güneşin dönüşümlü çekim güçleri; denizlerdeki gel-git olayının oluşumu. İnsan yapısı genleri vasıtasıyla bu ritimlere tepki göstermeye programlanmıştır.Ay doğadaki

 ritmini insan vücudunda da biyolojik bir saat gibi sürdürür. ”Suprachiasmatik nücleus”

 olarak adlandırılan, hipotalamusdaki küçük bir hücre çekirdeği, bu işle ilgili her şeyi ayarlar.

Sempatik Sinir Sistemi:

 

Otonom sinir sisteminin bir koludur.Organizmanın zor durumda kaldığı zaman etkilidir. Sempatik sinirler; Göz bebeğini büyütür, Tükürük salgısını azaltır, Kalp atışını hızlandırır, Bronşu genişletir, Sindirim hızını azaltır, Karaciğerdeki glikozu glikojene çevirmesi için uyarır, Bağırsak hareketlerini azaltır, İdrar kesesini genişletir. Kızma, hiddet, heyecan gibi durumlar sempatik sistemin aşırı çalışmasıyla ortaya çıkar.

Kadında sağ, Erkekte sol göz:

 

Ay’ın ,Güneş’le yaptığı sert açılar göz bozukluğuna sebep olur. Ay aynı zamanda vücudumuzun sol bölümünü temsil eder.

Beslenme ve Özümleme Fonksiyonları:

 Ay vücudumuzun PH dengesini sağlar (Asitlik ve bazlık arasındaki denge) Bu denge bozulduğunda beslenme ve özümleme fonksiyonları sekteye uğrar. Anoreksi (İştahsızlık) ve buna bağlı olarak gelişen Anoreksiyo Nerveso (Kuruntulu iştahsızlık) görülebilir.  Bulimia (Doymaz iştah hastalığı) Bulantı ve Kusma, Sıhhatsiz bünye

 de bu tabloya dahildir.

Mukozal ve teşhisi zor hastalıklar:

 Tıp en amansız hastalıklardan birine, ”CANCER-YENGEÇ” adını vermiştir. Acaba Neden? J.A.Bertrand’ın bu konudaki sözleri önemli bir ip ucu verebilir; ” Muzip Tabiat ve 

Zodyak, Yengeci iri kıskaçlarla donatmışlardır. Tabiatın ve Zodyak’ın verdiği derslerden yararlanalım Yengeci cımbızla tutalım.İri kıskaçlarını hafife almayalım.”

BAŞLICA PSİKOLOJİK FONKSİYONLARI:

-Bilinçaltı:

 Aslında burası da bilincin dölyatağıdır. Bilincimiz bir aysbergin su üstündeki görünen kısmı kadardır. Oysa bilinçaltımız aysbergin su altındaki görünmeyen geniş kısmını kapsar. Burası farkında olmadığımız ancak başka insanlara yansıttığımız (projeksiyon) gölgelerimizin karanlık ve muamma diyarıdır. Jung’un deyişiyle “Gölge”; İçimizdeki engellediğimiz her şeyi yapmak isteyen, olmadığımız her şey olan, Dr.Jekyll’ımıza karşın, Mr.Hyde’ı temsil eden aşağılık varlıktır. Işık (bilinç) olmadan gölge (bilinçdışı) olmaz. Gölge kaçınılmaz bir olgudur ve insan doğası o olmadan bütünleşemez. Çünkü gölge, doğal yani içgüdüsel insandır. Bilinçaltını bilince açan kapı daima aralık tutulmalıdır. Yapılması gereken en sağlıklı şey oradan diğer tarafa geçmeye çalışan malzemenin farkına varıp onu (çoğunlukla bir uzman yardımıyla) eğitmektir. Eğer bu kapıyı sıkıca kapar ve bu hassas geçidin başına da bilinçli aklımızı muhafız olarak dikersek (bastırma) 

dramatik histeri paralizlerinden, en ağır psikosomastik hastalıklara kadar yol açarız.

-Korkular, Alışkanlıklar, Bağımlılıklar:

 Ana rahmine düşen bir tohumun ilk deneyimi karanlıkla çevrili bir sıvı içinde barındığıdır. Burada korunur, beslenir, büyütülürüz. Burasının bizim en güvenli sığınağımız olduğu duygusu bilinçaltına kaydedilir. Yetişkin bir insan olduğumuzda bile dünyanın gerçekleriyle başa çıkmakta zorlandığımızda ilk tepkimiz bilinçsizce ana rahmine kaçmaktır. Fazlasıyla hassas, alıngan ve duygusal olan Yengeç burcu insanları ve doğum haritasında yoğun Yengeç burcu özellikleri olan insanlar için bu tehlikeli bir tuzağa dönüşebilir. Çünkü özü ince bir zarla çevrili sıvılar-salgılar peltesi olduğundan, sert kabuğu onun dünyaya gelirken beraberinde getirdiği ana rahminden başka bir şey değildir. Dış dünyayı tehlikelerle dolu, güvensiz bir yer olarak algıladığı için kendini savunmak ve korumak adına kabuğuna sıkı sıkıya yapışır. Ancak büyümek kaçınılmazdır ve küçük kabuk zamanla dar gelmeye başlar. Yengeç’in daha büyük bir kabuğa geçebilmesi için korkularıyla yüzleşmesi gerekir. Büyümek her yaşta çilelidir. Sancılıdır. Ve acı çekmeden büyümek mümkün değildir. Kabuk değiştirme aşamasında “Bir martı tarafından yutulma” riski bir ömür boyu sürecek “fobi”ye dönüşebilir.Oysa küçük kabuğunu (Ana rahmi) ni terk edip daha büyük kabuğa (Evrenin rahmi)

 geçmeye cesaret ettiğinde sağlıklı bir şekilde büyümeyi başaracaktır.

İçgüdüsellik:

 “Zekanın şu ana dek keşfedilmiş bütün türleri arasında, en zekisi içgüdüdür.”

 diyen Nietzshe’nin bu sözü üzerine söyleyecek sözüm yok.

-Hisler ve Sezgiler: Yengeç burcunun en güçlü ölçüm aletleridir. Empati ve Sempati geliştirmeyi başardığında iç dünyasının zenginliği dış dünyaya da yansır.

 

-Hass

aslık, Alınganlık, Hayal kurma: 

Olumsuz kullanıldığında “savunma mekanizmaları” olumlu kullanıldığında ise “gelişme-büyüme” sürecinin hammaddeleridir.

-Heyecan ve Duygusal Tepkiler: Ay’ın idaresindeki subjektif devrelerdir.

 

-Gizem ve Büyüsellik: 

Ay’ın hükmettiği insanlar gizemli ve büyüleyicidir. Su gibi insan ruhuna sızar, gümüş gibi yaşamımızda ışıldarlar. Gümüş 

Ayın yönettiği metaldir.

-Besleyici ve Büyütücü Özellikler, Anaçlık Tavrı: 

Anaçlık bu burcun en yüksek ifade biçimidir -aynı zamanda potansiyel düşüş nedenidir. Çünkü “Annelik”

 dünyanın en çileli işidir ve asla çabasız gerçekleşmez, ama Yengeç doğarken kesilen göbek bağını telafi etmek için başka insanları kendine bağımlı kılarak duygusal güvence tesis etmeye çalışır. Annelik maskesini takar ve anne rolünü ustaca oynar. Oysa içine bakmaya cesaret ettiği ve duygularıyla halleştiği yani önce kendisine annelik edip kendisini büyüttüğü zaman başkalarının büyüme sürecine de katkıda bulunur. Zaten bu donanım ve insiyatifle dünyaya gelmiştir. İyileştirici ve şifa verici yönü çok güçlüdür.

-Kadın imajı:

 Jung’un deyişiyle bir erkeğin bilinçdışı bütünleyici bir dişi öğeyi, bir kadının bilinçdışı ise bütünleyici bir erkek öğeyi barındırmaktadır. Erkeğin içselleştirdiği kadın imajına “anima”, kadının içselleştirdiği erkek imajına da “animus”

adını verir. Bunun organizmamızdaki karşılığı her erkekte bulunan bir parça dişilik hormonu (Östrojen) ve her kadında bulunan bir parça erkeklik hormonu (Testosteron) dur. Farkı yaratan elbette ki iki cinste hormonların miktarlarıdır.

-Anneye ait veriler: Bir çocuğun dişi enerjiyle ilk teması annesidir. Burada önemli olan yalnızca annenin çocuğu nasıl etkilediği ve biçimlendirdiği değil, çocuğun annesinin davranışını nasıl hissettiğidir. Her çocukta bulunan “anne imajı” annenin doğru bir portresi değil, bir “kadın imajı” yaratmada doğuştan varolan kapasitesinin (Erkek çocuk da animasının) ortaya çıkardığı ve renklendirdiği portredir. (Güneş=Baba/Ay=Anne; Ebeveyn modellerini önümüzdeki bölümde açıklamaya devam edeceğiz.)

 

-Çocukluğa ait veriler: Yengeç burcu ve Yengeç burcu özellikleri yoğun olan bir çocuğun hafızası anıları yoğun bir hassalık ve duygusallıkla kaydeder. Anılara sığınarak ürkekliğini ve güvensizliğini saklamaya çalışır. Büyüme sürecine gözyaşı ve altını ıslatma da eşlik eder. Salya-sümük ağlayan ve sular-seller misali işeyen çocuklar genellikle su grubu burçlardan (ya da su elementi haritasında baskın olan) çıkar. (Yengeç-Akrep-Balık)  Ruhsal ilk belirtilerin hep sidik torbası düzensizlikleriyle ilişkili olduğu tıpta da kabul gören bir gerçektir.

 

-Değişken ruh halleri (Kapris): Ay gökyüzünde en hızlı hareket eden ışık olduğu için (Bir burç da yaklaşık iki buçuk gün kalır.) bulunduğu faza göre insanın ruh hali de durmadan değişir. Med-Cezir doğayı olduğu kadar insanı da dalgalandırır. Güneş, Ay ve Yükselen Yengeç burcundaysa ya da bir doğum haritasında diğer planetler Yengeç burcunda toplanmışsa o insanı anlamak için elinizin altında bir ay almanağı bulundurmanızda yarar vardır.

-Hafıza: Ay –Merkür sert etkileşimi hafıza zayıflığına, Ay-Uranüs sert açıları hafıza kaybına, Ay-Neptün sert açıları ise hafıza karışıklığına yol açabilir.

 

Asabiyet ve Çılgınlık:

 Ay-Mars, Ay-Uranüs sert açıları dikkat çekicidir. ”Luna” latince Ay demektir. ”Lunatik” deyimi ise tıpta “delilik”

 kavramıyla açıklanır. Dolunay da suç işleme oranlarında ki artış istatistiklerle de belirlenmiştir. Eski söylencelerdeki “Kurt Adam” tiplemesi de Dolunaya atfedilen en uç örneklerinden biridir.

Bir yolculuğun daha sonuna geldik. Barış Hoca’mın makalesinden bir pasaj eşliğinde dünyamıza geri dönelim.

“Ay’la temsil edilen doğum karanlıkta başlar. Bizim için karanlık ölüm, depresyon, kimsesizlik demektir. Kötü bir şeydir. Karanlıktan korkarız, hemen ışıkları yakarız. Ay’ı Güneş’le bastırmaya çalışırız. Yani Tanrı’yı Tanrıça’ya tercih ederiz. Bilinçli halimizi bilinçsizliğe, bilmeyi bilmemeye, belirginliği belirsizliğe tercih ederiz. Belirsizlikten kurtulmak için ”bilmeye” aşırı önem veririz. Oysa karanlığı ancak Ay aydınlatabilir. Ancak Ay karanlıkla ışığı birleştirebilir. Ancak Ay bizi besleyenToprak Ana’yla temasa geçmemizi sağlayabilir. İyileşme ancak Ay’a özgü ışıkta barınır. İyileşmek ve bütünleşmek için Ay’ın karanlıklarına dalmamız, köklerimize doğru yönelmemiz, temellerimizi keşfetmemiz gerekir.Bunun için yalnızlık ve acıyı kabullenmemiz gerekir. İçimizdeki Tan

rıça’nın, Toprak Ana’nın veya “anne”nin bize yol göstereceğine güvenmemiz gerekir. Ay’ın yolu kolay değildir, özveri ister. Acılar içinden yürümeyi öğrenmemizi ister. Ancak bütünleşme zorunlu olduğu için ellerimizi gökyüzündeki Tanrı’ya kaldırmamız faydasızdır. Yeraltında, karanlıkta bizi bekleyen Tanrıça ile temasa geçmeden bütünleşemeyiz.”

astrolojidergisi.com